Girişimcilik Hikayemiz

Girişimcilik Hikayemiz


Öğrencimizin gözünden;

Merhaba Arkadaşlar,

2003 yılında üniversiteden mezun olur olmaz iş bulup çalışmaya başlamıştım. Girişimci ruhumun o zaman farkında değildim ama işimi de yine farklı bir iş başvuru yöntemi ile bulmuştum.

O zaman kariyer.net’in bir CV hazırlama kitabı vardı, onu hatmettikten sonra bir CV hazırladım ve klasik yöntemle iş başvuru siteleri üzerinden başvurular yapmıştım ve haliyle askerliğini yapmamış ve tecrübesiz biri olarak pek kimse beni davet etmedi. Bunun üzerine 20-30 tane öz geçmiş çıktısı alarak Eskişehir Organize Sanayi Bölgesine gidip kapı kapı CV dağıtmıştım. (Bu istediğim şeye ulaşıncaya kadar “olmadıysa yöntemi değiştir” algoritması tüm hayatıma yön verdi sonraları)

Kiminde güvenliği kandırıp içeri girip direkt insan kaynakları veya muhasebe departmanına bıraktım öz geçmişimi, kiminde ise güvenlikçi arkadaşa insan kaynaklarına teslim etmesini rica ederek çıktım.

2 günde 50-60 fabrikaya uğradım ve 1 hafta sonra asgari ücret (303 TL) ile ilk işime başladım. Sebebini daha sonra başka bir yazıda anlatacağım bir sebeple 1 hafta sonra istifa ettim ve 800 TL maaşla başka bir iş buldum. Oradan da 8 ay sonra istifa edip, yüksek lisansı yarıda bırakıp askere gittim.

Özetle burada anlatmak istediğim istifa etmek, radikal kararlar vermek, ardını berisini çok düşünmemek benim karakterimde var ve bundan hep fayda gördüm. Bu kısa girişten sonra şimdi başlayabiliriz.

Motivasyon

Ben ve eşim endüstri mühendisiyiz. 2008 yılında evlendik. İkimizde varlıklı olmayan ailelerin çocuğuyuz. Bu durumdaki her çift gibi biz de ev ve araba kredilerini ödemek ve sade bir hayat yaşayabilmek için çalışmak zorundaydık ve özel sektörde mühendis olarak çalışıyorduk.

2010 yılında ilk çocuğumuzun doğmasıyla beraber hayat maddi anlamda daha da zor olmaya başlamıştı. Eğer çocuğunuz varsa hayat tamamen onun etrafında şekilleniyor. Çocuğunuz için çalışıyor ve onun geleceğini garanti altına almak için mutlu olmadığınız bir yerde, sevmediğiniz bir işi yıllarca yapabiliyorsunuz.

Günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar rutinleşiyor. Giden gün ömürden gidiyor ve siz kalitesiz hayata alışıyorsunuz. Ben bunun farkındaydım ve içim bunu kabul etmiyordu.

Kaderim hep birilerinin elinde mi olsun, gelirime hep başkaları mı karar versin, tatile yöneticim izin verdiğinde mi gideceğim gibi onlarca soruyu aklımdan geçiriyordum. Hayır diyordum, hayır arkadaş, bu hayat benim ve kaderimi kendim belirleyeceğim. Ailemin yaşam kalitesini ben belirleyeceğim.

İşte benim en büyük motivasyonum buydu. Kendi kaderimi kimseye yazdırmayacağım. Çocuğumun geleceğini (veya başka bir şeyi) bahane edip kalitesiz ve mutsuz hayata razı olmayacağım.

Benim bahanem buydu. Kendinize bir sorun bakalım sizin bahaneniz ne zincirleri kırmanıza engel olan.

Girişimciliğe Giden Yol

Fırat Plastik’teki 7 yıllık profesyonel çalışma hayatımın sonlarına doğru kariyerimin artık ilerlemediğini fark ettim. Yabancı dilimin olmaması çok büyük bir engel teşkil ediyordu.

Daha küçük bir iş yerinde daha rahat edeceğimi ve bir dil kursuna devam edebileceğimi sonrasında ise tekrar kurumsal ve büyük bir firmaya dönebileceğimi düşünüyordum.

Sonra bir arkadaşım bir kobi ile iş görüşmesine gittiğini ve yüksek ücret vermesine karşın işletmenin fiziki koşullarını beğenmediği için orada çalışamayacağından bahsetti. Ben de haliyle ne kadar veriyorlar diye sordum.

2011 yılında 2800 TL maaş alıyordum. Arkadaşıma yapılan teklif 4000 TL imiş. Arkadaşıma beni firmaya önerip öneremeyeceğini sordum ve bir iş görüşmesi kopardım.

İş görüşmesinde 5000 TL istediğimi söyledim. Patron cart curt etti ama yapacaklarımdan bahsedince sanırım bir deneme yapmak istediği için kabul etti.

Fırat plastikten istifa edip burada işe başladım. Başlayalı 1 hafta olmamıştı ki eski patronum Nevzat Demir beni görüşmeye çağırdı. (Patronların patronudur, gerçek sanayicidir, hayatımdaki en önemli kişilerden biridir, Allah sağlık sıhhat ve uzun ömür versin ona. Ülkenin o ve onun gibi sanayicilere ihtiyacı var. Ve benim yanında çalışmış, onun çalışma mantığını görmüş olmam hayatımın 2. Büyük şansıdır, 1.si eşim Aydan)

Gittim, personel müdürü ile beraber çiftlik evinde bir arkadaşı ile kahvaltı yapıyordu. Sert mizaçlı, babacan tavrıyla personel müdürüne Serkan’ın tazminatı ne kadar diye sordu. Müdür 20 bin dedi, patron Serkan’a 40 bin verin dedi.

Ben ne olduğunu anlayamamış boş boş bakıyordum. Sonra arkadaşına döndü ve bu adam benim için özel biri, 40 yıllık iş hayatımda memurluktan başlayıp üretimde başarılı olmuş tek kişidir dedi.

Sonra personel müdürüne dönüp “Bu şimdi attan inip eşeğe bindi, pişman olacak, takip et, gelmek isterse geri getir” dedi. Mesela biri bana neyle gurur duyarsın dese bununla derim.

İlerleyen günlerde gerçekten de attan inip eşeğe bindiğimi acı bir şekilde anladım. Adamın işletmesinde 11 üretim hattından aylık 200 ton iş çıkmıyordu, 7 makine ile 400 ton imalat yapar hale getirdim işletmeyi. Satış departmanı çalışanları siparişler yetişmiyor diyorlardı işe başladığımda.

Sistemi kurup işletmeyi sağlıklı çalışır hale getirdim ve patron satışçılara makineler boş, sipariş almanız lazım diye baskı yapar hale geldi. Peki patron ne yaptı dersiniz? Odama bir masa koydu oturdu beni seyrediyor.

Maaşımın fazla olduğundan falan bahsediyor. Maaşın bir kısmını elden veriyor, sigorta primi mi eksik yatırıyor vs vs. Ben ortaklık teklifi bekliyorum adam sistem kuruldu, buna fazla veriyoruz ne yapsam da göndersem diye düşünüp mobbinge başladı.

İyi ki başladı diyorum şimdi. Adamın çapsızlığı, kabiliyetsizliği bende “ulan bu yapıyorsa ben de yaparım” düşüncesini tavan yaptırdı.

Az çalışır, dil kursuna giderim dediğim yerde Pazar dahil çalışıyordum ama memnuniyet sağlayamıyordum. Huzur bulamıyordum. Çirkinliklerin ardı arkası kesilmiyordu.

Kasaba minnet edeceğime keser kolumu :) yerim dedim. Bir yıl olmamıştı ki bastım istifayı çıktım. Bu çapsızın kahrını egosunu çekemezdim.

Yardımcım aynı zamanda arkadaşım Fuat’ta “abi yapar mıyız, yaparız!” deyip peşimden istifa edip geldi. O da istiyordu hep kendi işini yapmayı. Benim 2,5 yaşında Fuat’ın 6 aylık bebeği vardı. Sonunu düşünmedik. (Ne diyordu ünlü düşünür Polat Alemdar, “Sonunu düşünen kahraman olamaz”) Kendimize güvenimiz dışında hiçbir şeyimiz yoktu.

O rezil yerde çalışırken Rusya’dan bir iş teklifi almıştım. Gidip görüşmüştüm. 5500 USD maaş gayet cazipti. Ama ailemden ayrı kalacaktım ve bunun da bir bedeli olması gerekiyor diye 8500 USD istemiştim. Haliyle vermediler :)

Ama aramızda çok samimi bir konuşma geçmişti. İşten istifa ettikten sonra bu Rusya’daki firmanın genel müdürü Gürcistan’da kurulacak bir fabrikaya beni önermiş. Oranın zenginlerinden bir adam. Gittim görüştüm. Adamı Türk bir usta ile Çinliler kandırmış, çok ciddi paralar harcatmışlar ama aldığı ekipman ile imalat yapması çok çok zor. Şunu yapman bunu yapman lazım diye uzun uzun anlattım.

O bana maaş teklif etti, gel sen yap dedi. Ben de 6 ay için 100.000 USD istedim. Fabrikanı çalışır hale getiririm sonra da arada sırada gelir giderim dedim. Bunu yapmazsa burayı ilerde kapatacağının çok aşikâr olduğunu söyledim. O bana 2000 Lari teklif etti. O zaman 2000 Liraya denk geliyordu :) (kapattı)

Anlaşamadık. Ama fark ettim ki bir işletmeyi a’dan z’ye kurabilecek ve diğer iş tecrübelerimden de faydalanarak işletebilecek gibiyim. Ah bir de param olsa.

Fuat’la beraber aylak aylak dolaşmaya başladık. Masa başında iş kurup kapatıyoruz. Onu mu yapsak bunu mu yapsak. Ulan nerden para bulacağız vs vs.

Bayrampaşa’da bir iş hanında, ikinci kat, 350 m2 bir alanda bir kalıpçıya ait bir plastikhane bulduk. 2. el, derme çatma, kırık dökük 2 üretim (ekstrüzyon) hattı. Fuat’la birbirinize baktık. Çalıştırır mıyız? Çalıştırırız!

Eşime evi satalım mı dedim. Satalım dedi. Sonraları arabanı satalım mı dediğimde de sat diyecekti. Sonra taşınırken yatağımızın bazası kırıldığında yerde yatsak sorun olur mu dediğimde de olmaz diyecekti.

(Yukarıda en büyük şansım dememin aslında çok da romantik bir sebebi olmadığı anlaşılmıştır sanırım. Ya da daha romantik bir şey olabilir mi bilemiyorum.)

Evi sattık, kredi çektik ve borç alarak makineler ve birkaç kalıp için sermaye oluşturduk. Bu paraları ekipman peşinatı ve işletme sermayesi olarak kullandık.

Kısacası 9 yıllık iş tecrübesi, 9 yıllık tüm maddi birikim, kredi ve eş dosttan alınan borç. Bunlar sermaye gibi görünüyor değil mi? Değil. Gerçek sermayem eşimin bana güveni, Fuat’ın arkadaşlığı ve yüzüne bakmaya doyamadığım oğlumu koruma kollama iç güdüm.

Para batar da bunlar batmaz. Bunlar varken para batsa n’olur. Bu sermaye biter mi?

Hele şimdi ikinci oğlum da 7 yıllık ticaret ve işletmecilik tecrübem de var ki sermaye kaça katlandı hesaplayamıyorum. Kendimi daha güçlü daha motive hissediyorum.

Dünyanın en iyi maaşlı işi, en yüksek geliri size kendi işinizdeki özgürlüğün tadını vermez.

Emeklilikte yaşa takılmayın.

Sevgiler.

Serkan Akarsu